...SûKuT...İşlediğim söze madem şerh ermedi,yeni söze gerek yok sır ile hemhalim...

Habbab bin eret (r.a)...

     

                                  

İşkencenin dayanılmaz bir hal aldığı, müşriklerin şiddetli baskı yaptıkları bir zaman Habbab Kabe'nin gölgesinde örtüsüne bürünmüş oturan Hz. Peygamber'in yanına geldi;

 

"ALLAH'a bizim için dua buyurmaz mısın" dedi:

Hz. Peygamber yüzü kıpkırmızı halde doğruldu, şöyle buyurdu:

 

"Sizden önceki ümmetlerde bir adam demir tarakla taranır ve sinirleri kemiğinden sıyrılırdı da bu işkence onu diniden döndürmezdi. Testere başının saç ayırımına konur ve iki parçaya bölünürdü; bu da o adamı dininden döndürmezdi. ALLAH muhakkak bu dini tamamlayacaktır. San'â'dan kalkan yolcu Hadramevt'e içinde ALLAH korkusundan başka hiç bir korku olmadan gidebilecek" (Buhârî, Menâkıbu'l-Ensâr, 29).

 

Bütün bu işkencelere katlanan Habbâb bir gün halinden şikâyetçi olmamış, İslâm'ın zafer yıllarında, çektiği işkenceleri reklam ederek insanların teveccühünü kazanmaya çalışmamış, mükafatı yalnızca ALLAH (c.c.)'dan istemiştir.

 

 Hz. Ömer (r.a.) hilâfeti döneminde Habbab'a "ALLAH yolunda çektiğin işkenceleri bize anlat ey Habbâb!" demesi üzerine sırtını açar gösterir. Hz. Ömer "Bu güne kadar bu derece harap olmuş bir sırt görmedim" der. Habbâb (r.a) "Sırtımda ateş yakarlardı, derimden çıkan yağlar ateşi söndürürdü" der. Bazen de ateşte kızdırılmış taşlar sırtına konur derisinin yağları soğutuncaya kadar tutulurdu. Bunun için sırtı yumurta büyüklüğünde oyuk oyuk idi (İbnu'l Esîr, Usdü'l-Gâbe, II, 115).

Bütün bu işkencelere rağmen İslâm'ı tebliğden geri kalmazdı. Tâhâ suresinin bazı ayetlerini Hz. Ömer'in kızkardeşinin ailesine öğretirken Ömer içeri girmiş; onların hallerindeki samimiyet Ömer'in müslüman olmasına vesile olmuştur.

Zühd ve takvası ile gerçekten örnek olan Habbâb, ihtiyarlık döneminde İslâmın ilk yıllarında ölmediğine hayıflanır durur, şöyle derdi: "Hz. Peygamber ile sevabını ALLAH'tan dileyerek hicret ettik; ALLAH indinde bir mükâfaata hak kazandık. İçimizden kimi bu mükâfaat bu dünyada almadan göçtü gitti. Mus'ab b. Umeyr onlardandır... Birden kimileri de meyvelerinin olgunlaştığını gördü ve bunları topladı. İslâm'ın zafer yıllarını gördü ve müslüman olmasından dolayı dünya nimetlerinden istifade etti" (Buhârî, Menâkıbu'l-Ensâr, 45).


Bilal...(r.a)

                                    

                             

Bilâl, Hicaz sıcağında Mustafa aleyhisselâm’ın
sevgisiyle    “ Allah   birdir,  bir-  Ahad   ahad “
derdi .  Efendisi de   kâfirlik  gayretiyle  kuşluk
zamanları Hicaz güneşinin altında onu dikenle
   döverdi.   Bilâl’in  vücudu  yaralanır,  yaraların -
dan   kan   fışkırır,  fakat  yine ihtiyarsız olarak

ağzından  “ Ahad  ahad “ sözü  çıkardı, nitekim
dertliler de  ihtiyarsız  bir  surette  feryad  eder,
  inlerler.. Bilâl ,aşk derdiyle doluydu. Firavun’un

büyücüleri Cercis  Peygamber  ve daha sayısız

erler  gibi   oda  bu   derde  düştüğünden diken
derdinden kurtulmayı   düşünmüyor ,  o   derde
aldırış bile etmiyordu.

 

   Efendisi, Bilâl’i terbiye etmek için diken dalı ile dövmekte, o da dikenlere canını feda etmekteydi.


   Efendisi, neden Ahmed’i anmaktasın diyordu... Sen, kötü bir kulsun, benim dinimi inkâr ediyorsun.

   Efendisi onu güneş altında dövmekte, o da “Ahad” diye övünmekteydi. 


   Derken Sıddıyk, o taraftan geçti, onun “Ahad” demesini duydu.
   Gözü doldu, gönlü incindi, o “Ahad” sözünden bir âşina kokusu aldı.
   Sonra onu tenhaca görüp nasihat verdi, dedi ki: İnanışını kâfirlerden gizli tut.
   Allah, gizli şeyleri bilir, maksadını gizle. Bilâl, tövbe ettim dedi.

    Ertesi gün Sıddıyk, erkenden bir iş için oradan geçiyordu.
   Yine “Ahad” sözüyle dayak sesini duydu. Gönlü ateşlendi.
   Yine nasihat etti, o da tövbe etti ama aşk gelince tövbesini bozuverdi.
   Böyle bir hayli tövbe etti, nihayet tövbeden bezdi.
   İnanışını açığa vurdu, bedenini belâya attı, ey Muhammed dedi, ey tövbelere düşman!

    Bedenim de seninle dolu, damarım da. Artık bu bedene nasıl olur da tövbe sığar?
   Bundan böyle tövbeyi gönülden çıkaracağım. Ebedî hayattan nasıl olur da tövbe edebilirim?


   Aşk, kahredicidir, ben de onun eline düşmüş, kahrolmuş birisiyim. Aşkın coşup köpürmesiyle, aşkın acılığiyle şeker gibi tatlılaştım.


   Ey kasırga, senin önünde bir yaprağım ben, nereye düşeceğimi ne bilirim?


   Hilâl’sem de koşuşup duruyorum Bilâl’sem de. Senin güneşine uymuşum bir kere...

                                                     Mevlana Celaleddin Rumi(k.s)

Dostla Aldanan Aldanmaz...

        Hz. Ömer, Allah(c.c.) ondan razı olsun, bir kölesinin namaz kıldığını görürse onu Allah(c.c.) için azat ederdi.

 

      Onun bu huyunu bilen köleleri azat edilmek için namaz kılarlar, cemaate katılırlar, Hz. Ömer onları salıverdiğinde ise namazı terk ederlerdi.

 

   O adalet sultanı bu hali bile bile adetinden asla vazgeçmezdi.

Bir gün dostları kendisine:

 

- Ya Ömer, bu köleler seni aldatıyorlar. Azat olunacaklarını bildikleri için namaz kılıyorlar, dediler.

 

Hz. Ömer tebessüm ederek:

 

- Varsın aldatsınlar, dedi; aldanırsam Allah(c.c.) ile aldanayım, beni aldatacaklarsa Allah(c.c) ile aldatsınlar.

     

            Dostla aldanan aldanmaz.

 

« Önceki ::